30 07 2010

“Aslolan Demokrasi Kültürü”



(DP Basın Merkezi - 26 Temmuz 2010)  

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’e verdiği özel demeçte, TSK’nin İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesinin kaldırılması konusunda kendisinin de çok çalıştığını vurguladı ve “Ancak destek bulamadım. Kaldırılması önemli. Ancak başlı başına yeterli değil. Elinde silah taşıyan adamı hiçbir şey engellemez. Asıl mesele, ülkenin darbeye zemin verecek şartlar içine sürüklenmemesi” diye konuştu.
Demirel’in Çakırözer’e yaptığı özel açıklamanın tam metni şöyle:

26 07 2010

Terörü DP bitirmişti, yine o bitirir



Yeni Asya’ya konuşan DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, “DP, AP döneminde Doğu-Güneydoğu’da hiçbir huzursuzluk ve kalkışma olmadı. Terör sadece askerî yöntemlerle bitirilemez. Oralarda bizim kültürümüzü yansıtacak cazibe merkezi üniversiteler kurmalıyız” dedi.

Terörü DP bitirmişti, yine o bitirir Demokrat Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’la Ankara’da “Demokrasi Evi” olarak bilinen Celâl Bayar Köşkü’nde görüştük. Cindoruk’a, Yeni Asya’nın 40 yıllık yayın çizgisini anlatan “Tâvizsiz İstikrar Çizgisi” ile “Aydınların Gözüyle Said Nursî” broşürlerinin yanı sıra, Köprü Dergisinde Demirel’le yapılan mülâkatlardan oluşan, din, devlet, demokrasi, laiklik, din eğitimi ve öğretimi hakkındaki görüşlerini ihtiva eden “İslâm, Demokrasi, Laiklik” kitabını takdim ettik.
Ayrıca Köprü’nün Ağustos-1989 sayısını da ve 25-28 Eylül ‘89 tarihleri arasında Yeni Nesil gazetesinde yayınlanan ve bilâhare “Yakın Tarih Ansiklopedisi”nin 12. cildinde yer alan 12 Eylül darbesi hakkındaki röportajını sunduk.
Köprü, Bizim Âile, Genç Yaklaşım ve Can Kardeş dergilerini de verdiğimiz DP Genel Başkanı, Yeni Asya’nın yayıncılık hayatımızda vatan sathını bir mektep yapan, fikrî yapımıza hayat ve istikamet veren irfan hizmetinin Türkiye’nin mânevî mayasında büyük yer tuttuğunu söyledi. Ve Yeni Asya câmiasının demokrasi, hak ve hürriyetler mücadelesinin her türlü takdirin üstünde olduğunu, bu câmiayla birlikte darbelere ve ara rejimlere karşı verilen şeref levhası mücadelelerden örneklerle anlattı.

14 05 2010

“Kırat Ruhu, 60 Yıldan Beri Dimdik Ayakta”

(DP Basın Merkezi – 14 Mayıs 2010) –
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Demokrat Parti’nin iktidara gelişinin 60. yıldönümü münasebetiyle yayınladığı mesajda, “Bu güzel günün heyecanını, 60 yıl önceki coşku ve kıvançla bir kez daha yaşıyoruz. Ne mutlu bizlere ki, bugün de aynı Demokrat Partililik inanç ve bilinciyle dopdoluyuz… ‘Kırat’ ruhuyla, dimdik ayaktayız.” dedi. Cindoruk’un mesajı şöyle:


“Bugün, tarihimizin altın harflerle yazılmış dönüşüm sayfalarından birinin yıldönümünü kutluyoruz.

Bugün, Türk demokrasisinin mutlu bir günü…

24 01 2010

“Devleti zaafa uğrattılar”



“Devletin kurumlarını, halkın nezdinde itibarsız hale getirerek, devleti zaafa uğratıyorsunuz. Siz, onun gücü sayesinde iş görüyorsunuz”.


“Türkiye’nin korunması ve kollanması görevi kanunla askere verilmiştir.
Siz, bu kanunu değiştirebiliyor musunuz?”

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le son siyasi gelişmeleri konuşuyoruz. Demirel, AKP hükümetiyle birlikte devletin zaafa düşürüldüğünü vurguluyor. Polise ağır silah alma yetkisini verecek tasarıyla ilgili olarak “Çok yanlış olur. Sonuçta devletin iki ağır silahlı gücü birbiriyle çatışır” diyor. Bir de darbe vehimleri içinde, “Sakın askerinizi incitmeyin” öğüdünde bulunuyor. Askerin ülkeyi koruma kollama göreviyle ilgili olarak da “Yapabiliyorsanız 35. maddeyi değiştirin” diye çarpıcı bir ifade kullanıyor.

24 11 2009

Cumhuriyet tarihinde En Korkulu Dönem


9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ''Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri, askeri dönemler de dahil -ki biz onları iyi biliriz- böylesine korkulu bir dönem yaşanmadı'' dedi.

Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası'nın (ATSO) 123. kuruluş yıldönümü ve geleneksel ödül töreninde konuştu. Türkiye’nin neresine gidilirse, gidilsin korku ve endişenin hakim olduğunu söyleyen Demirel, şöyle konuştu:

''Ülkemizde korku geniş çapta hakimdir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri, askeri dönemler dahil, -ki biz onları iyi biliriz- böylesine korkulu bir dönem yaşanmadı. Vatandaşlar, ziyarete gelenler (acaba burası dinleniyor mu) diye soruyorlar bana. Bir ülkenin insanları kendi ülkelerinde bu duruma düşürülür mü? Bu kendiliğinden olur mu? Olmaz. Aslında bu zeminin nezaketini biliyorum ama bunları söylemesem olur mu? Başka söyleyecek lafım da yok zaten. Var da söylense de olur söylenmese de olur cinsinden. “Efendim bu zeminde siyaset yapmayın”. Yaptığımız siyaset değil, şikayet. Şikayet yapmayayım mı? Onun içindir ki eleştiriler Türkiye'de bir kamuoyu yapmaya kafi değil. Kamuoyunu aydınlatmaya bile kafi değil. Siyaset büyük sıkıntılar içinde.

19 11 2009

Demokratlık sağcılık mı?

Oldum olası, "sağ–sol" tabirinden de, "sağcılık–solculuk" cereyanından da hiç hazzetmedim.

Sevmedim, benimsemedim, doğru bulmadım bu tür bir ayrımcılığı.

Bilhassa Risâle–i Nur'u okuduktan sonra, sevmek yerine nefretim arttı bu tabirlere karşı.

Bu konuda içime sindire sindire aldığım derslerden biri şudur: "Bu memlekette İslâmiyete karşı komünist mücadelesi ortası olamaz. Sağ ve sol, ortası, üç meslek icap ettirir. Eğer İngiliz, Fransız deseler hakları var. 'Sağ İslâmiyet, sol komünistlik, ortası da Nasraniyet' diyebilirler." (Emirdağ Lâhikası, s. 301)

Daha başka bahislerde de, hak ile batılın, iman ile küfrün ortası olmadığı açıkça ifade ediliyor.